Kalbin temizse hikayen mutlu biter!

Yazar: Hakan Mengüç (page 18 of 37)

Dinle Neyden – Hakan Mengüç

TV8’de katıldığım programdan ney taksimi…

 

Mesnevinin ilk iki beyitini yorumlarla ve ney taksimi ile paylaşmak istedim.

‘Dinle neyden duy neler söyler sana
Sızlanır hep ayrılıklardan yana’

Mevlana’nın dünyasında, ney insanı temsil eder. İnsan da, tıpkı ney gibi, içinde nefes saklamaktadır. İnsanın her sözü, bir özleyişin ve bir ayrılığın ifadesidir. İnsanın iç çekişleri, aslından ayrı olmanın hüznünü, yuvadan uzak olmanın sancısını yansıtır.

‘Kestiler der sazlık içinden beni,
Dinler hem kadın hem erkek ağlar beni’

Sazlık, kamışlık ney’in anayurdu ve evidir. İnsan da tpkı ney gibi yuvasından ayrılmıştır. Kalbinin ebedi muhabbetle doyduğu o yerden dünya gurbetine sürülmüştür. İnsan kalbi, tıp ney gibi, ayrılık ve yokluğun yaşandığı bu dünyada, inceden inceye feryad etmektedir. İnsan ruhu olması gereken yerde değildir; geçmişe ait hüzünler ve geleceğe ait kaygılar, aslında hep bu uzaklığın sözsüz ve sessiz ağlayışından ibarettir.
 

Hasret anlatmam için bulmam gerek,
Ayrılıktan parçalanmış bir yürek.

Aslı kaybetmişse bir insan arar,
Asla dönmek için hep uygun an arar.

Dosta gâh yoldaş olup gâh düşmana,
İnleyip sesler duyurdum her yana.

Dost olur zannımca her insan bana,
Bi haber gel gör ki sırrımdan yana.

Sırlarım olmaz iniltimden uzak.
Etmez fark her göz, işitmez her kulak.

Saklı olmaz birbirinden can ve ten,
Canı her göz görmez.” Ama bilki sen;

Bir ateştir ses değildir ney sesi.
Kimde yok ateş? Yok olsun böylesi!

Sevgiden ağlar eğer ağlarsa ney,
Sevgiden çağlar eğer çağlarsa ney.

Ney o şeydir perde yırtıp perdesi,
Dost edinmiş dosta hasret herkesi.

Hem devadır ney denen şey hem zehir,
Bir bulunmaz arkadaştır, hem fikir.

Anlatır ney aşk-ı Mecnûn’un nedir,
Kanlı bir yoldan haber vermektedir.

Müşteri yalnız dil, söz, kulak dedi.
Aşkı Mecnûn bildi akıl ermedi.

Derdimizden gün zamansız dolmada,
Her yanlış bir günle yoldaş olmada.

Gün geçip isterse yaz ersin güze,
Ey temiz insan! Sağol kâfi bize.

Kandı her varlık, balık kanmaz suya,
Rızk eğer eksikse, gün dolsun mu ya?

Anlamaz olgun adamdan ham adam,
Söz hem az hem öz gerektir vesselam.

:::Mevlana:::

Karakulak – Caracal

Adı Cloe, Cinsi Caracal.

Güney Afrika’daki Hayvan Rehabilitasyon Merkezinden gönüllü çalıştığım dönemde tanıdım Cloe’yi.

Türkiye’de Karakulak deniyor. Güney Afrika’da öğrendik ki Caracal ismi Karakulak isminden geliyormuş.

Yabani Türk kedisini Güney Afrika’da tanıdık.

O kadar uysal ki oyun oynarken tırmaklarını bile çıkarmıyor. Ev kedileri bile ellerimizi çizerken, yabani kedinin bu kadar dikkatli ve uysal olması ilginç.

(‘Karakulak’ is Turkish for ‘black ears’ which is where their name has come from.)

karakulak_caracal

caracal_karakulak

Tembellik

Şimdi yapmazsanız, başka zaman asla yapmayacaksınız!

Kış olunca köpek bir kenara büzülerek der ki, ‘Şu yaz bir gelsin, dişimi tırnağıma takıp çalışacağım ve kendime bir sığınak yapacağım’

Yaz gelince de canlanır, güçlenir ve: ‘Benim gibi güçlü bir köpeğin sığınağa ne ihtiyacı var, hangi eve sığarım ben?’ der.

Hadi hareket zamanı!

Sabrın Sırrı

Sabrın sırrı sevdiğiniz ve size inanan insanlarda gizlidir. Başarısızlığın ilk işareti insanların vazgeçtiği ve amaçlarını ‘imkansız’ olarak yaftaladığı anda gelir. Bu desteğe ihtiyaç duyduğumuz andır.

Başarısızlığa uğramadan ve sevenlerinizin desteğini almadan gerçek başarıya ulaşmanız mümkün değildir. Duygusal kaynaklarınız tükendiğinde hayatınız boyunca kurduğunuz ilişkiler size destek olacaktır. Alacağınız destek, yıllar boyunca verdiklerinizi yansıtır.

Duygusal destek karşılıklılık ilkesi ile hareket eder. Dağları yerinden oynatacak etkiyi yaratmak için en önemli stratejiniz uzun ömürlü ilişkiler kurmak olmalıdır.

Bir Müziğin Hissettirdikleri

(Albinoni’nin Adagio’sunu dinlerken aşağıdaki kelimeler döküldü… ve paylaştım.)

 

Gitme vakti gelmişti.

Ama daha pek çok güzel şeyi yaşamamıştık bile.

Fakat dünya o kadar da adil değildir. Ya da biz mi korkağız bilemiyorum?

Keşke yeni biri ile tanıştığımızda geçmişimizi de taşımasak yanımızda.

Her şey o zaman daha güzel olur.

Herkes doğasını anlayabilse ve kendini teslim edebilse? ve yapması gerekeni yapsa.

Fakat sosyal varlıklarız aynı zamanda. Başkaları ne der?

Onaylanma ihtiyacımız atacağımız adımlarda ‘başkalarının düşüncelerini’ çok önemsememizi sağlar.

Belki de karşındaki insanı o kadar sevmiyorsundur. Belki kendine aşıksındır.

Çünkü gerçekten sevdiğinde insan, korkusuz bir komutan gibi gemilerini yakabilir.

Eğer yakmaktan korkuyorsan gemilerini ve savaşa giderken hala geri dönmeyi düşünüyorsan ‘yenilgiye’ merhaba de.

Sen de haklısın, o kadar emek verdiğin gemileri yakmak kolay değil. Ama bir şeyleri kazanmak için bir şeyleri kaybetmeyi göze almadıkça, hayat sana istediğini vermez.

İsteğinin, duanın samimiyetini böyle sınar hayat.

Ve sen gerçekten kendini teslim ettiğinde, istediklerini verir sana.

Ama nafile artık tüm konuşmalar şimdi.

Çünkü gitme vakti geldi.

Belki bir sonraki dokunacağım hayat için hatırlamalıyım bunları.

Ve ne zaman olur bilmiyorum.

Şimdilik hoşçakal.

.

Aşk Acısının Yararları


Aşk acı verir, çünkü isteseniz de istemeseniz de aşk değişime yol açar. Ve değişim acılı, sancılı bir süreçtir.

Değişim bilinmezliktir, belirsizdir. Biz bilinmezlikten korkarız.

Değişim geçmişi geride bırakmak demektir. Oysa ki bilinçaltımız geçmiş kötü bile olsa onunla yaşamayı öğrenmiştir.
Geçmişte yaşadıklarımız çok acı bile olsa o acılarla nasıl baş edeceğimize dair bazı yöntemler geliştirmişizdir ama belirsiz, bilinmeyen bir şeye karşı nasıl bir savunma mekanizması geliştirebiliriz ki?
Bu yüzden acımız büyür ve korku ortaya çıkar.

Yumurtadan çıkan kuş aynı acıyı duyar. İlk kez uçmaya çalışan kuş da öyle.

İnsan bilmediği bir cenneti yaşamaktansa, bildiği bir cehennemi tercih edermiş.

Bu yüzden aşk acısı seni üzecektir, yaralayacaktır. Değişim ‘ben’den başlayıp ‘ben’in olmadığı bir yere varacağı için acısı çok derindir. Ama acı olmadan zevk olmaz. Altını saf hale getireceksen ateşten geçireceksin.

‘Elmas baskı altında değer kazanan bir kömür parçasıdır.’

Aşk ateştir.

Bir çok insan aşkın acısı yüzünden aşksız bir hayatı tercih ediyor. Aşktan kaçıyor, aşka izin vermiyor. Hayatlarında aşk olmadığı için acı çekiyorlar ama acıları boşuna. Aşk için çekilen acılar ise boşa gitmez. Aşk acısı çekmek yaratıcıdır; seni daha üstün bir bilinç düzeyine taşır.

Aşksız yaşayan insan narsistir, dışarıya kapalıdır. Sadece kendini tanır. Peki başkasını tanımamışsa kendini ne kadar tanıyabilecek? Çünkü sadece bir başkası insana ayna hizmeti verebilir.

Başkasını tanımadan kendini asla tanıyamazsın. Aşk kendini tanıma konusunda en iyi yollardan biridir. Bir başkasını derin aşkla sevmeyen, yoğun tutku hissetmeyen, zevkin doruklarına çıkmayan, bunları hiç tanımayan kişi kendini de tanıyamaz, çünkü kendi yansımasını görecek bir aynası yoktur.

İlişkin senin aynandır. Karşındaki insan sana, seni gösterir. Suçu onda arama, çünkü başkasına gitsen de, tüm aynalar seni gösterecek.

askaynadir

İlişki bir aynadır ve aşk ne kadar temizse, safsa, aşk ne kadar yüceyse, ayna da o kadar iyi ve temiz olur.

Karşındakinde gördüğün o kendi yansımanı çirkin bulabilirsin ve aynadan uzaklaşmak isteyebilirsin. Ama aynadan uzak durunca güzelleşmeyeceksin. Bu durumdan kaçınca da herhangi bir gelişme göstermeyeceksin. Bu zorluğu yaşaman gerekiyor.

Egodan (Ben) vazgeçmek çok acı verecektir çünkü bize hep egomuzu beslememiz öğretildi. Ego ile varolacağımız, ego ile hayatta kalabileceğimiz öğretildi. ‘Kendini bırakma, aptal olma. Kendini değersiz gösterme. Bu kadar yüz verme, bu kadar üstüne düşme. Bu kadar çok yazma. Bu kadar çok arama. Bu kadar çok sevme’ İşte bunları hep egon söyler. Ve bunlardan kurtulmadıkça onunla aynı frekansı yakalayamayacaksın. Aşk kapıyı çalınca tek yapman gereken egoyu bir tarafa kaldırmak bu da acı verecektir.

Aşk sana ilk kez egon dışında birşey ile aynı frekansta olmayı tattırır. Aşk sana asla egonun parçası olmamış birisi ile uyum sağlayabileceğin konusunda ilk dersi verir.
Eğer kendinin dışında biriyle uyum sağlayabiliyorsan, başkaları ile de egosuz uyum sağlamayı öğreneceksin. Aşk bir merdiven. Tek bir kişiyle başlıyor, bütünle son buluyor.

Aşktan korkmak, aşkın doğum sancılarını çekmekten ürkmek karanlık bir hücrede kalmaya benzer.

İki tür acı vardır;
1) Seni geliştiren acı.
2) Gereksiz acı.

Aşktan kaçarsan belki daha az acı çekersin ama bu gereksiz ve seni geliştirmeyen bir acı olur. O yüzden ne kadar acı olursa olsun aşka adım at.

Eğer birçok insanın yaptığı gibi aşktan kaçarsan kendinle başbaşa kalırsın. O zaman hayatın bir yolculuk olmaz, hayatın akmaz. Akan su daima temizdir akmayan su ise pistir ve solucan yetiştirir.

Aşk acı verir, ama bundan kaçma. Kaçarsan gelişmek için en büyük fırsatı kaçırmış olursun. İçine gir, aşk acısını çek, çünkü acı sayesinde büyük zevke ulaşılır.

Bırak acı olsun, ıstırap çek. Karanlık geceden sonra nasılsa gün doğar.

Ego elbiseni çıkar ve belirsizlik okyanusuna atla. Aşk sana çok güzel şeyler verecek ve öğretecek.

Ve hiç bir şey boşuna yaşanmayacak.

Başkasının Kölesi Olma

Fakat aşka da kendini kaptırıp, sevginin kaynağını karşındaki zannetme. O sevginin, aşkın kaynağı değil sadece aracısı. Bu yüzden o gittiğinde, aşk bitmeyecek, sen istediğin sürece aşk, sevgi karşına her zaman çıkacak. Ama sen aşkın kaynağını karşındaki erkek/kadın zannedersen boşuna acı çekersin. Karşındakinin kölesi olursun.

‘Allah seni özgür yaratmışken, başkasının kölesi olma’ Hz. Ali

Sevginin kaynağının nereden geldiğini bil. Hayatından çıkanlara üzülme, belki de Allah seni korumak için onları hayatından çıkardı.

Sevmek bu kadar güzelse, kim bilir sevmeyi yaratan ne güzeldir.

Merak etme, karşına doğru zamanda, doğru yerde, doğru insanlar çıkacak. Sana acı vereni tutmayı bırak artık. O yöne bakma. Onu tuttuğun sürece, doğru olanı, hayırlı olanı göremeyeceksin.

Her zaman en güzelinin değil, en hayırlısının olması dileğiyle.

Hoşçakal, Hakan Mengüç

2 Aralık 2013

Kaynaklar: Yazının çeşitli yerlerinde Osho’nun konuşmasından esinlenilmiştir.

Televizyonda Başarının Sırları

Psikoloji Bilimi ile Televizyon Dünyasındaki Benzerlikler

Twitter’dan veya Facebook’tan beni takip edenler, neden reytinglerle bu kadar ilgilendiğimi soruyorlar. İki nedeni var, birincisi; insanların neyi izlediğini, neden izlediğini takip ediyorum ve bu işim olarak günceli takip etmemi sağlıyor. Bu sayede edindiğim bilgileri daha sonra işimde, seminerlerimde kullanıyorum. İkincisi; televizyon programı hazırlığında olduğum için, bu işin ‘neden’ ve ‘nasıl’larını bilmem gerekiyor.

Daha önce Cine5 kanalında kendi programımı yaparak televizyon dünyasına adım atmıştım. Çekimden montaja her türlü işle bizzat ilgilenmek zorunda kaldığım için bu işin ne kadar zor olduğunu da bilen biriyim.

Bu yazım, psikoloji ile ilgilenen, televizyonculukla ilgilenen ve insanlar karşısında sunum yapan herkese hitap edecek şekilde yazdım. Televizyon dünyasındaki matematikleri eğitim/eğlence  konulu doktor programları üzerinden inceledim.

Neden doktor programlarını seçtim?

Normalde televizyonda hiç izlemediğim program türü sağlık/doktor programlarıdır, yıllarca yayınlanan doktor programları dikkatimi pek fazla çekmemiş ve beni kendilerine 10 dakika bile bağlayamamışlardı. Bir gün Amerika’da yayınlanan Dr. Oz Show programına denk geldim ve farkettim ki programı 30 dakikadır izliyorum. İzliyor olmama şaşırdım ve programı sonuna kadar da izlemeye devam ettim. Daha sonra kendime sordum? Neden Türkiye’deki programlar dikkatimi çekmedi? Dr. Oz Show beni ekranda tutmayı nasıl başardı? Bu soruları sorarken bir araştırma içine girdim ve aradaki farkları çıkarmaya başladım ve bu farkları da aşağıda anlattım.

Türkiye’de Eğitim/Eğlence Konulu Doktor Programları

Türkiye’de sabah ve öğlen kuşağı kadın programlarında sağlıkla ilgili bölümler mutlaka olurdu ama ilk defa 2009 yılında Doktorum programı ile eğitim/eğlence konulu doktor programlarına geçildi. Yurtdışında zaten örnekleri vardı, Dr. Oz veya Doktorum’un formatına yakın olan The Doctors örnek gösterilebilir. Fakat Doktorum programı Türkiye’de yeni bir akım başlattı ve bu akım bayağı tutmuş olacak ki bu aralar doktor programları revaçta. Şu an da yayında olan Doktor programlarını aşağıdan görebilirsiniz; Doktorum – Kanal D – ( Sunucular; Prof. Dr. Murat Aksoy, Ceyda Düvenci) Dr. Aytuğ – KanalTürk – (Sunucular; Dr. Aytuğ Kolankaya, Nilüfer Batur) Dr. Feridun Kunak Show – Kanal 7 (Sunucular; Dr. Feridun Kunak, Serap Kunak) Hayata Dokunmak Lazım – Show TV (Sunucular; Prof. Dr. Osman Müftüoğlu – Ebru Akel) Canım Doktor – TV8 – ( Sunucular; Ebru Keser Erda, Prof. Dr. Cihan Aksoy) Sağlık Sıhhat – TRT 1 (Sunucu: Şebnem Yiğit)

Dünya’da Nasıl? Türkiye’de Nasıl?

Bu yazımda yukarıda da bahsettiğim gibi özellikle Dr. Oz programı ile Türkiye’deki doktor programları arasındaki farkları anlatacağım. Bu farkları televizyonculuk matematiği üzerinden inceleyeceğiz, neler reytingleri artırıyor?, ne olursa daha fazla izleniyor?, ne olursa seyirci sıkılmıyor? gibi.

Dr. Mehmet Öz TV Sektörüne Nasıl Girdi?

Gündüz kuşağındaki kadın programları her gün doktor konuk alıp, onlardan izleyiciler için tavsiyeler vermelerini isterler. 2004 yılında Oprah Winfrey de Mehmet Öz’ü çağırıyor ve daha sonra ondaki ışığı keşfedip kendi programının içinde  ‘Ask Dr. Oz’ diye bir bölüm açıyor. Bu bölüm iyi reyting almaya başlayınca ve başarı devam edince daha sonra Mehmet Öz, ‘Dr. Oz Show’ adıyla kendi programını yapmaya başlıyor ve bugün gördüğümüz noktalara geliyor.

Nasıl Bir Sunucu İzlenir?

Programın görünür yüzü, yani kalbi sunucudur. Peki ideal, izlenilirliği olan bir sunucuda hangi özellikler olmalı?

1) Güzel olmalı: Yani göze hoş gelmeli, televizyon güzeli sever. Mehmet Öz size göre göze hoş geliyor mu?

2) Yeterli olmalı: Konuştuğu konulara hakim olmalı, kendi konusu dışında entellektüel ve bir çok konuda bilgi sahibi olmalı. Mehmet Öz programının içinde sık sık entellektüel bilgisini de kullanıyor, mesela bir tenisçi geldiyse tenis sporundan bahsedip onu kendi konusu ile bağlayabiliyor, bir müzisyen geldiğinde onunla hemen müzik bilgisini kullanarak ortak noktalar oluşturabiliyor. 

3) Lider olmalı: Seyirci olarak programı izlerken, bize stüdyonun lideri, hakimi olduğunu hissettirmeli, emanet gibi durmamalı ekranda.

4) Samimi Olmalı: Ekranı açtığımızda onu evimizden birisi gibi görmeliyiz. Bizim gibi gülmeli, ağlamalı, şaşırmalı, kızmalı. Televizyonculukta ‘Kendi evimden birisi gibi’ tabiri çok önemli, televizyonu açtığımızda farkında olmadan ilk olarak bu kişilerin programlarına bakarız.

Psikoloji bilimindeki önemli teorilerden biri de, ‘yakınlık’ teorisidir, kendimize yakın olan insanlara daha çok çekiliriz. Bence Mehmet Öz çok sempatik birisi ve konuşmalarında bu samimiyeti ekrana yansıyor.

5) Kendini Ekibe Teslim Etmeli

Egosunu bir kenara bırakıp, ekibi ile tam bir takım oyunu içinde olup, kendini güvenle ekibine teslim edebilmeli. Mehmet Öz’ün ekibine nasıl teslim olduğunu birinci ağızlardan duymuştum, önüne gelen hiç bir şeye itiraz etmiyor ve ekip onu uygun gördüyse, bir bildikleri vardır deyip o sadece sunumuna odaklanıyor.

Bir sunucu yukarıdaki beş maddeye sahipse vazgeçilmez bir sunucu olur. Türkiye’de bu özelliklere sahip sunucu çok zor bulunduğu için genellikle erkek sunucunun yanında güzel bir hanımefendi, ya da ünlü güzel bir hanımefendi kullanılır. Sunucu kadınsa aynı şekilde yanına yakışıklı bir erkek, ya da ünlü bir erkek getirilir. Bana göre Mehmet Öz, bir televizyon sunucusunda olması gereken özelliklere sahip.

TV Programı Akıcı Olmalı

Seyirci sıkılır ama bunu sadece televizyon seyircisi olarak algılamayın. Ben eğitim verirken de insanları sürekli gözlemliyorum, para verip eğitime gelmelerine rağmen anlatırken akıcılık kaybolursa sıkılıyorlar ve başka şeylerle ilgilenmeye başlıyorlar. Para veren insan bile sıkılıyorsa, televizyon izleyecisinin kanal değiştirmesi an meselesidir.

Dr. Oz programını izlediğinizde, programın koşarak ilerlediğini görüyorsunuz, hiç boşluk yok ve sürekli bir hareket var. Bir kaç örnek vermek istiyorum;

Dr. Oz’un programında ağrıları yok etmek ile ilgili bir bölüm işleyeceklerdi ve Mehmet Öz girişi şöyle yaptı, stüdyoda maketten bir ‘AĞRI’ yazısı vardı, Mehmet Öz elinde ateş püskürten bir silah ile geldi ve ‘Ağrılar hayatımızı mahvediyor’ dedi ve  silahını ‘AĞRI’ yazısına püskürttü, ‘AĞRI’ yazısı alev alıp yanmaya başladı, ekranda sıra dışı bir görüntü vardı. Tam o sırada elinde bir yangın söndürücü ile geldi Mehmet Öz ve ‘şimdi bu ağrıları nasıl yok edeceğimizi anlatacağız,’ deyip alevi yangın söndürücü ile söndürdü. Bu kadar kısa bir sunumu bile görsel bir şeylerle hareketlendirmeleri seyircilerin o kanalda takılıp kalmalarını sağlıyor. Mehmet Öz bu atraksiyona girmeden de bu anonsu güzelce sunabilecek kapasitedeydi ama Dr. Oz ekibi seyirciyi kanalda tutabilmek için her fırsatı değerlendiriyor. Bir başka örnek vereceğim.

Yine Dr. Oz Show’da ağız kokusu ile ilgili bir bölüm işleniyordu ve hangi meyvelerin ağız kokusunu artırıp hangilerinin azalttığı üzerine tavsiye vereceklerdi. Dr. Oz’un ekibi sanırım bunu nasıl eğlenceli hale getirebiliriz diye düşündü ve bir oyun buldu. Oyun şöyleydi, iki tane seyirici çıkardılar, onlardan çuvalın içine girmelerini istediler. Masasının üzerinde çeşitli meyveler vardı ve o meyvelerden birini ağızları ile alıp 10 metre uzaklıktaki diğer masaya götürüp, ‘ağız kokusu yapar’, ‘ağız kokusu yapmaz’ yazan sepetlerden birine koymaları istendi. Kim ilk önce gidip doğru tahmini yaparsa o birinci olacaktı. Baktığınız zaman ne alakası var diyorsunuz ama insanlar bilgi dinlemekten bir süre sonra sıkılırlar, bilgiyi eğlenceli hale getirmelisiniz ve Dr. Oz ekibi de alakasız bile olsa çeşitli oyunlar tertipleyerek seyircinin bir şekilde ekranda kalmasını sağlıyor. Bilgiyi eğlenceli bir şekilde, oyunlarla sunmak bence her profesyonel konuşmacının bilmesi gereken bir şey.

Onların Bütçesi Bizde Olsa, Biz de Yaparız?

Doğru haklısınız, bütçe demek daha fazla profesyonel insan, daha temiz ve kaliteli iş demek. Fakat bir söz var, diyor ki; ‘Önce olmak lazım, sonra sahip olmak lazım.’ Sizin gerçekten çok iyi bir sunucunuz varsa, bu düşük bütçede bile farkedilir ve kanal yönetimi o kişiye yatırım yapar. Tam tersi iyi değilseniz, Kanal D’de yayınlanan ve Türkiye’deki en yüksek bütçeli dizi olan ‘Fatih’ dizisi gibi 5. bölümde yayından kaldırılırsınız. Tekrar ediyorum, bütçe çok önemli ama önce olmak lazım, sonra sahip olmak lazım.

Televizyon Seyiricisi Eğitimi

Televizyona seyirci bulmak kolay değildir, çünkü çekim yapılan stüdyolar genelde şehir merkezlerine yakın olmaz, olsa bile o kadar kişinin geleceğini garanti etmek zordur. Bu yüzden Acun Ilıcalı Yetenek Sizsiniz programı için üniversiteleri geziyor, üniversiteler dinamik seyirci için çok iyi bir yerdir. Beyaz Show’a da üniversite kulüpleri her hafta gezi düzenliyor.

Peki diğer programlar ne yapıyor? Diğer programlar paralı seyirci kullanıyor, programa gelen kişilere 20 ila 50 tl arasında değişen paralar veriyorlar. Bu ilk başta sahtekarlık gibi gelse de, büyük bütçeli yapımlar seyirci bulma riskine giremez. Ayrıca paralı seyirci demek illa oyuncu demek değildir, gayet samimi, ilgili ve neşeli insanları bulup, onları programa davet edip karşılığını da para olarak vermeyi teklif edebilirsiniz. Acun Ilıcalı ‘nın nasıl Gökhan’ı veya Eser’i programına para ödeyerek çıkarması onların doğallığından bir şey kaybettirmiyorsa, doğru seyircilerin de para ile çağrılması doğru seçildiği taktirde doğallığı bozmaz.

Seyirci gülerse, izleyen de güler, seyirci mutlu olursa izleyen de mutlu olur. Dr. Oz Show’da inanılmaz bir çoşku var, sanki oraya gelen seyirciler o anda hayatlarının en güzel anını yaşıyorlarmış gibi duruyorlar. Mehmet Öz seyircilerden birisini çağırdığında seyirci kendisine loto çıkmış gibi seviniyor. Mehmet Öz seyirciye zencefil çayı denettiriyor, sonra tadı nasıl diyor, seyircinin yüzünde kocaman bir gülümseme ve ‘harika tadı var’ diyor, oysa ki zencefilin tadı kötüdür ama insan onu izleyince zencefil çayı içesi geliyor.

Bizim Programlarımızdaki Seyirciler Biraz Gülmeli

2008 yılında Çin’de yapılan Pekin olimpiyatları öncesi 2 bine yakın personel gülümseme eğitimi almış. Düşünün, eğitimin tek konusu gülümseme ve 2-3 ay arası gülümseme çalışması yapmışlar.

Dr. Oz Show’u izlerken en arkada oturan adamın bile kocaman bir gülümseme ile programı izlediğini görebiliyorum tam aksine bizim doktor programlarındaki teyzeler sanki teneffüs zilinin çalmasını bekleyen öğrenciler gibi duruyor. Ve televizyon izleyici olarak ben de onlara bakmak istemiyorum.

Zannetmeyin ki Dr. Oz Show’a katılan kadın ve erkekler çok güzel, hayır ortalama güzelliğe sahip insanlar ama yüzlerindeki neşe insanın o ekrana bakmasını sağlıyor.

Ekip Olabilmek

Türkiye’de en zor işlerden biri bu. Çünkü çok duygusalız, egolarımız var. Bir başkasının başarılı olmasını kaldıramıyoruz, çünkü onun başarılı olması kendimizi değersiz hissettiriyor. Televizyon dünyasından pek çok insan tanıyorum, yönetmen diğer bütün yönetmenleri sevmiyor, kurgucu diğer kurgucuları beğenmiyor, yani bir başkasına ‘başarılısın, iyisin’ demeye korkuyoruz.

Ekip olmak konusundaki diğer sorunumuz ise iş bölümüne dayalı çalışma nedir bilmiyoruz. Çünkü yetişme tarzımızda sorumluluk verme yok, ekip çalışması yok, herkes bütün işleri tek başına yapmaya çalışıyor. Televizyon işi bir futbol takımına benziyor, defans oyuncusu defansta olması gerekirken forvete koşarsa, kaleci orta sahada olursa takım oyunundan bahsedemeyiz. Küçükken mahallede yaptığımız maçlarda hepimiz forvet oynayarak gol atmaya çalışırdık ve yenilirdik. Oysa ekip çalışmasındakiler şunu kabul etmeli, golü sunucu atar bizim işimiz ona güzel paslar çıkartmaktır. Ve herkes egosunu yenip bunu kabul etmelidir, çünkü insanlar hep golü atanları hatırlar.

Bugün ekibinizden birisine gidip, ‘çok başarılısın, yaptığın şu işten dolayı seni tebrik ediyorum, iyi ki varsın’ deyip ona sarılın. Bakın sonra neler olacak. Onun mükemmel olmasını beklemeyin ama yaptığı işlerden dolayı onu tebrik edin.

Özet

Dr. Oz Show’un başarısının sırrı

– Yeterli, samimi, hoş görünen, kendini ekibe teslim eden lider ruhlu bir sunucu,

– Sürekli akan, seyirciyi eğlendiren ve sıkıcı olmayan bir program,

– İyi seyirci (Gülen, alkışlayan, samimi, katılımcı)

– Takım oyununu anlamış, çok sağlam bir ekip.

Aşk Acısından Nasıl Kurtuluruz?

 Aşk acısı çekmeyen var mı?

ciftler_iliski

 

Müslüm Gürses bir şarkısında diyor ki;

”Hangimiz düşmedik kara sevdaya,

Hangimiz sevmedik çılgınlar gibi,

Hangimiz bir kuytu köşe başında,

Bir vefasız için yol gözlemedik”

Hepimiz mutlaka aşk acısı yaşamışızdır, o karmakarışık duygu fırtınaları ile boğuşup, bazen çaresiz kalmış, şanslıysak kısa zamanda bu acıdan kurtulmuşuzdur. Bu yazıda ilk önce neden aşk acısı çektiğimizden bahsedecek, sonrasında da beynimizin çalışma ilkelerini temel alarak aşk acısından nasıl kurtulabileceğimizin tüyolarını vermeye çalışacağım.

Neden aşk acısı çekeriz?

romantik_iliski

Çok basit. Aşk beraberinde sahiplenmeyi getirir, sahip olduğumuz şeyleri kaybetmekse acı verir.

Aşık olduğumuzda sevdiğimiz insanı o kadar sahipleniriz ki, ayrılık demek bir bakıma ölüm demektir, sevgiliden mahrum kalmak ölüm acısına denk bir acıyı yaşatır savunmasız kalbimize. Aşk da tıpkı sigara gibi, bağımlılık yapan tüm maddeler gibi yoksunluk durumunda sevdalısını acılar içinde kıvrandırır.

 

 

Aşk acısı ne kadar sürer?

zaman_saat

Bu karşınızdaki kişiyi ne kadar sevdiğinize ve bir kayıp karşısındaki duygusal toparlanma becerinize bağlı olarak değişir.

Biliyoruz ki sevgilisini bir haftada unutanlar da var, 5 yılda unutamayanlar da… Peki aşk acısından nasıl kurtuluruz?

 

Aşk acısından nasıl kurtuluruz?

Unutmak İçin Hızlı Çözüm: Hafızamız, çağrışmalı bellek yasasına göre çalışır. Teknik olarak bir insanı unutabilmenin en hızlı yolu onu çağırıştıracak her şeyi yok etmektir. Çünkü ona ait eşya, fotoğraf ve benzeri objeleri her gördüğünüzde duygularınız tekrar canlanacak ve doğal olarak acı çekmeye başlayacaksınız.

Danışmanlık oturumlarımda, aşk acısını çektiğini söyleyen kişilere hemen sorduğum sorular şunlar olur;

Hala onu facebook, twitter gibi sosyal medya hesaplarından takip ediyor musun?

ETME

Hala odanda onun sana aldığı hediyeler vb. şeyleri tutuyor musun?

TUTMA

Onun sana attığı mailleri, telefon mesajlarını hala tekrar tekrar okuyor musun?

OKUMA ve SİL

Arkadaşlarının davetlerini geri çevirip, kendi kendine ‘Bu neden benim başıma geldi? Neden bitti?’ diye sorular sorup, kendini mahvediyor musun?

YAPMA

 

Aşk Acısından Kurtulmak İçin Tavsiyeler

 

1. Geçer

guclu_kadin

İlk önce geçeceğine inandırın kendinizi, insanoğlu her şeyi unutur ve hiç bir acı boşuna çekilmez. Eğer o acının içindeki hediyeyi görmeyi seçerseniz size çok şey öğretecektir. Bir Kızılderili atasözü der ki; “Her trajedi diğer elinde bir hediyeyle gelir; ama genellikle acı çekmekle öylesine meşgul oluruz ki hediyenin farkına bile varmayız, o da geldiği gibi yitip gider.”

2. Sosyalleşin

sosyal_olmak

İçinizden arkadaşlarınızla birlikte dışarı çıkmak gelmese bile çıkın, yeni insanlarla tanışın, kendinizi zorlayın. Yeni şeyler görmek, dikkatinizi başka yönlere çekecektir ve bu da yavaş yavaş duygu durumunuzu değiştirmeye başlayacaktır.

 

3. Yeni Bir Hobi Edinin

sarilmak

Onunlayken yapmadığınız veya onu çağrıştırmayacak yeni bir hobi edinin. Özellikle bu hobi sosyal etkileşimi de içinde barındırıyorsa çok daha etkili olur. Yani ebru kursuna yazılmaktansa, tiyatro kursuna gitmenizi tavsiye ederim.

4. Yeni Arkadaşlar Edinin

daha_mutlu

Bugün internetin en güzel nimetlerinden biri de sizinle aynı görüşü paylaşabileceğiniz kişiler bulmaktır. Bunu nasıl yaparsınız? Forumlara, gruplara ve twitter, tumblr gibi sitelerdeki etiketlerden aramalar yaparak ilginizi çekebilecek bütün topluluklara ulaşabilirsiniz. Sizinle aynı frekansta olan insanlarla sohbet etmek inanın bana çok iyi gelecektir.

5. Okuyun

kitap_okumak

Yedikleriniz nasıl bedeninizi şekillendiriyorsa, okuduğunuz ve izlediğiniz şeyler de zihninizi, duygularınızı öyle şekillendiriyor. Okuyun evet, dünya üzerinde aşk acısıyla baş etmeyi öğrenmiş ve bunu paylaşmış binlerce kişinin kitaplarını, yazılarını, yayınlarını okuyun. Sizi anlamayacak, ne hissettiğinizi bilmeyecek kişilerden tavsiye ummaktansa uzmanların kitaplarından yararlanın. Bir gün Nasreddin Hoca damdan düşmüş, hemen çevre halkı yanına gelip yardım etmek istemiş, Nasreddin Hoca da demiş ki, ‘siz bana damdan düşen birini bulun, bana ancak o yardım edebilir.’

Tecrübe çok önemlidir. Başkalarının tecrübelerinden yararlanmak sizi hızlı ileriye götürür.

6. Hayatınızı Sorgulayın

yalniz_kadin

Kendinizi sorgulayın; ”Ben neden bu kadar acı çekiyorum? Kendimde ne eksik? Kendimi yetersiz mi hissediyorum? Yoksa değersiz mi hissediyorum?”

Çektiğimiz acılar sorunlarımızı fark etmemizi sağlar. Duygularımızsa harekete geçmemiz için otomatik olarak devreye giren sinyallerdir.

Nasıl ki vücudumuzda hissettiğimiz bir ağrı, bize hastalıkların sinyalini veriyorsa, yaşadığımız acı dolu duygular da bir şeylerin ters gittiği sinyalini verir. O sinyalleri dikkate alıp, kendimizi değiştirme yoluna gitmeliyiz. Acı varsa, değişim bir ihtiyaçtır.

7. Kullandığınız Kelimelere ve Yorumlama Biçiminize Dikkat Edin

hayal_kurmak

Duygularımızı belirleyen şey olaylara verdiğimiz anlamdır. Evdesiniz, sevgiliniz 19.00’da geleceğini söyledi, saat 19.30 ve telefonu kapalı. Ne düşünürsünüz? Bazısı der ki, ‘Ne sorumsuz bir adam, bir telefon bile etmedi. İnsan telefonu kapalı olsa bile arkadaşından arar’ bu yorum sizi sinirlendirir ve sevgiliniz geldiğinde muhtemelen kavga çıkar.

İkinci düşünce; ‘Acaba başına bir şey mi geldi? Telefonu da kapalı, aman Allahım inşallah sağ salim gelir.’ Bu yorum sevgilinize özlem, şefkat duymanızı sağlar. Üzülürsünüz, onu kaybetme korkusunu hissedersiniz ve o geldiğinde muhtemelen kocaman sarılırsınız.

Üçüncü düşünce; ‘Mutlaka bir nedeni vardır, çünkü normalde böyle bir şey yapmaz. Herhalde trafiğe takıldı.’ Bu yorum da sizin normal bir duygu durumunda sevgilinizi beklemenizi sağlar.

Gördüğünüz gibi aynı olaya üç farklı anlam yüklemek üç farklı duygu durumu oluşturur. Peki bu anlamı yükleyen kim? Tabii ki biziz. Bu yüzden kendi psikolojimizi kontrol edebilir ve yaşadığımız olaylara istediğimiz anlamı verebiliriz.

Tabii ki hayatı biz kontrol edemeyiz ama olaylara vereceğimiz tepkileri kontrol edebiliriz.

Bir ilişki bittiğinde, ‘beni terk etti’, ‘hiç anlaşamıyorduk’, ‘beni kullandı’, ‘duygularımla oynadı’ vb. şeyleri söylemek yerine ‘uyuşamadık ve ayrıldık’ demek hem sizi rahatlatacaktır hem de geçmişe verdiğiniz anlamı değiştirecektir.

Geçmişine en güzel yanı, onun artık geçmiş olmasıdır.

kopru

İki Zen keşişi, yabani bitki toplamak için tapınaktan ayrılır ve ormanın derinliklerine doğru ilerler. Bahar zamanıdır ve tüm doğa canlanmıştır. Zen öğrencileri bir yandan bitki toplayıp bir yandan ormanın içindeki bir köye yaklaşırken karşılarına bir kadın çıkar. Kadın, dağdan gelen kar suları ile gürül gürül akan nehirden karşıya geçecek bir yol bulmakta zorlanmaktadır.

Zen öğrencilerinden bir tanesi ilerler ve kadını sırtına alıp nehrin daha sığ olan bir yanından karşıya geçer. Kadını karşı kıyıda bıraktıktan sonra teşekkürlere yanıt verir ve yeniden nehrin diğer kıyısına, yabani bitki toplamaya döner.

Geri döndüğünde diğer arkadaşı yaptığını onaylamayan gözlerle kendisine bakıyordur. Ona hemen bir bir Zen öğrencisinin yapmaması gereken şeyleri anlatır. Kadınlara dokunmak yasaktır!..

Yol boyunca bu konuda konuşup durur. Ona, böyle bir şey yapmaması gerektiğini, tapınak yemininin kadınlardan uzak durmayı gerektirdiğini söyler.

Tapınağa yaklaştıklarında diğer öğrenci halen bir kadına dokunduğu için kardeşini azarlamayı sürdürmektedir. Tapınağın kapısına geldiklerinde, kadını sırtına alıp nehrin karşısına geçiren öğrenci durur ve kendisini azarlayan kardeşinin gözlerine bakarak şöyle der:

”Sevgili kardeşim, ben kadını nehirin karşı kıyısında bıraktım. Sen hala onu taşıyor musun?”

Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle,

Hakan Mengüç / 6 Kasım 2013

 

Bir Erkek İçin Nasıl Vazgeçilmez Bir Kadın Haline Gelirsiniz?

Bir Erkek İçin Nasıl Vazgeçilmez Bir Kadın Haline Gelirsiniz?

Bir gerçeği kabul ederek başlayalım; erkekler dış görünüşten çok etkileniyorlar. Hatta karşısındaki kızın makyajla bu kadar güzel olduğunu, 10 cm’lik topuklu ile bu kadar uzun gözüktüğünü, cam mavisi gözlerinin lens olduğunu bilmesine rağmen.

Uzun ilişkilerde önemli olan güzellik değildir!

Fakat işin içine biraz daha girdiğimizde fiziksel görünüşün ilişkiyi başlatmakta önemli ama ilişkiyi devam ettirmede yetersiz olduğunu görürüz. İlk önce şunu bilmenizi istiyorum, psikolojide ‘hedonik adaptasyon’ diye kavram var, bu kısaca şu manaya geliyor; insan her şeye bir süre sonra alışıyor ve ‘mükemmel’ dediği kadının görüntüsü bile ona sıradan gelmeye başlıyor. Bu yüzden tekrar ediyorum, fiziksel çekicilik ilişkiyi başlatmada bir hızlandırıcı olsa da ilişkiyi koruma ve yaşatmada o kadar önemli bir rol oynamıyor.

Uzun ilişkiler sürdüren erkekler, ne tür kadınlardan etkileniyor peki? Hangi kadınlardan vazgeçemiyorlar?

Bir erkek kadınına bağlanmak ister, bağlanmayı sağlayan şey ise temelde hayranlıktır. Yani bir erkek karşısındaki kadına hayran olursa ilişkiyi uzun süre devam ettirebilir.

Bir erkek bir kadına nasıl hayran olur?

‘Kadınlar güçlü erkek ister?’ lafını çok duymuşsunuzdur ama pek dile getirmeseler de erkekler de güçlü kadın ister, hatta güçlü kadınlara hayran olur ve bağlanırlar. Çok yakışıklı erkeklerin eşlerinin çok güzel olmadığına şahit olmuşsunuzdur. Çünkü bir erkek evleneceği kadının güçlü olmasını ister.

Erkekler her ne kadar güçlü görünmeye çalışsa da hepimizin eksiklikleri ve zayıf yönleri var. O yüzden uzun süreli bir ilişkide güçlü kadın erkeğin vazgeçilmezidir.

telefonda_hipnoz

İlişkilerle ilgili daha detaylı bilgiyi Hakan Mengüç’ün kitaplarında bulabilirsiniz.

Hakan Mengüç Kitapları

200 Kişi Ateş Üzerinde Yürüdü

6 EKİM PAZAR GÜNÜ, TAM 200 KİŞİ, KOR ATEŞİN ÜZERİNDE YÜRÜDÜ!

Hakan MENGÜÇ?ün düzenlediği ‘Değişim ve Motivasyon Seminerleri’nin sonuncusu 6 Ekim Pazar günü İstanbul’da gerçekleşti.

‘İçindeki Gücü Keşfet’ sloganı ile bugüne dek pek çok kurum ve kişiye seminer veren Hakan Mengüç, ‘Kendine İnanırsan, ateşin üzerinde bile yürüyebilirsin?’ dedi ve bu iddiasını da hayatında bu deneyimi hiç yaşamamış kişiler üzerinde kanıtladı.

Gösteride 1 ton odun önce yakılıp köz haline getirildi, ardından katılımcılar 700 santigrat dereceye varan közlerin üzerinde çıplak ayaklarla yürüdü!

Unutmayın ki,

İmkansız olan her şey, sadece birisi onu yapana kadar imkansızdır.

 

Ateşte Yürüyüş Seminerinden Notlar


6 Ekim Pazar günü 200 katılımcı Hakan Mengüç liderliğinde,
hayatlarında ilk defa, 700 santigrat dereceye varan
kor odunların üstünde çıplak ayakla yürüdü..
ve ayakları yanmadı…
İnancın gücünü ispat ettiler.
İşte resimler ve daha fazlası…