Madem Ateşin Var? Ne Duruyorsun Karanlıkta? Hadi Koş Hayata

Yazar » , 25 Ağustos 2009 17:18

Müşfik Kenter diyor ki;

Derdin mi çok?

Benden de mi çok?

Bu video ile ilk olarak Fikir Atölyesi‘nde karşılaştım. Daha sonra videonun daha kalitelisini buldum ve Facebook Sınırsız Güç grubumda paylaştım, epey bir popüler oldu, elliye yakın yorum geldi.

Şimdi burada sizinle de paylaşmak istedim.

1980′lerde yayınlanan Gecenin Öteki Yüzü adlı diziden bir parça…



Bu videoyu neden sevdik?

Çünkü bakış açımızı biraz olsun değiştirdi? Bizden daha sorunlu insanların bile neşeli olabildiğini gördük.

Sorunlarımızı çok büyüttüğümüzü gördük.

Eğer “Benim sorunlarım bunların sorunlarının yanında solda sıfır kalır!” diyorsanız, bir de Nick Vujicic‘in aşağıdaki videosuna bir göz atın.

Mutluluk bir algıdır, bir bakış açısıdır. Nazi toplama kamplarında mutlu olmayı becerebilen insanlar varken (Haydari Kampı kitabını okuyabilirsiniz), en güzel şartlarda yaşayıp da mutsuz olan insanları görünce insan böyle düşünüyor.


Bir Beyin Felcinin Öğrettikleri – Dr. Jill Bolte Taylor

Yazar » , 25 Ağustos 2009 18:41

 

Dr. Jill Boyte Taylor

Dr. Jill Boyte Taylor

Aşağıdaki videoda Felcimin İçyüzünü Anlama: Bir Beyin Bilimadamının Kişisel Yolculuğu Kitabının Yazarı ve bir nöroanatomist olan Dr. Jill Bolte Taylor’un konuşmasını izleyeceksiniz.

Kitabının adında da belirtiği gibi, kendisine inen felci ve ondan sonra yaşadıklarını anlatıyor bu videoda…

Şimdi sizi video ile başbaşa bırakıyorum.

Videoyu Türkçe izleyebilmek için başlatma tuşunun yanındaki butondan Turkish’i seçin. Devam 'Bir Beyin Felcinin Öğrettikleri – Dr. Jill Bolte Taylor'»

Hayalleriniz İçin Kadar İleri Gidebilirsiniz?

Yazar » , 26 Ağustos 2009 19:15

kiwi_kusuKiwi hayatı boyunca uçamayan bir kuş türü.

Amerikalı bir üniversite öğrencisi bitirme tezi olarak aşağıdaki animasyon-filmi yapmış. Animasyon-film Youtube‘da an itibarıyla 23 milyon kişi tarafından izlenmiş.

Animasyon-film, Kiwi kuşunun uçma arzusunu anlatıyor. Daha önce blogumda paylaşmıştım fakat şimdi farklı bir bakış açısından izlemenizi istiyorum.

Bir insanın hayallerine kavuşmasının nasıl bir duygu olabileceğini hissedebilirsiniz.

Devam 'Hayalleriniz İçin Kadar İleri Gidebilirsiniz?'»

Kumarhanelerin İnsanları Kumarhanede Tutmak İçin Uyguladığı Gizli Taktikler

Yazar » , 30 Ağustos 2009 21:15

Bu yazı yazmamın nedeni hepimizin farkındalığını biraz da olsa artırmak.  Pek çok reklam, haber ve ürün,  size gizli yollarla binlerce mesaj gönderiyor. Siz %90 ihtimal bu mesajları farkında olmadan alıyor ve mesajlar doğrultusunda yönlendiriliyorsunuz.  Dilbilim ve meta modellerle ilgili yazacağım yazılarda reklamlarda kullanılan teknikleri daha sonra anlatacağım.

Devam 'Kumarhanelerin İnsanları Kumarhanede Tutmak İçin Uyguladığı Gizli Taktikler'»

Başarıya Ulaşmak İstiyorsanız, Bambu Ağacı Yetiştirin

Yazar » , 04 Eylül 2009 11:40

Başarı İçin Uzun Dönemli Odağa İhtiyaç Vardır

İnsanların anlamakta zorlandığı en büyük şeylerden birisi de, başarının uzun dönemli odakla sağlanacağı gerçeğidir. Bu ne demek? Yani herkes birden zengin olmak istiyor, ya da gitarı eline aldığında birden çalmak istiyor, hemen dans öğrenmek istiyor, başı ağrıdığında hap içip hemen geçirmek istiyor, kiloları varsa, zayıflama hapı içip hemen kilo vermek istiyor. Bunlar kısa dönemli çözümlerdir ve sonunda size daha büyük sorunlar getirirler. Hemen size bir kaç örnek vereyim.

Devam 'Başarıya Ulaşmak İstiyorsanız, Bambu Ağacı Yetiştirin'»

Recep Tayyip Erdoğan, NLP ve Hipnoz

Yazar » , 20 Şubat 2012 14:40

Önemli Not: Bu yazı hiç bir partiyi övücü ya da yerici bir yazı değildir. Bu sayfa siyasi bir sayfa olmadığı için yorumları ona göre yapmanızı rica ederiz.

Dr. Richard Bandler, ‘Her türlü iletişim hipnozdur.’ diyor. İyi bir iletişimci olan herkes hipnotik teknikleri iyi kullanmak zorundadır. Amerika’daki siyasiler bu konuda yoğun eğitimler almaktadırlar.

 

Hipnozun ve NLP’nin önemli bir tekniği Pacing and Leading (Uyum ve Yönlendirme) 

Yeni birisi ile tanıştığınızda, bir kitap okumaya başladığınızda, bir eğitime gittiğinizde ya da bir konuşmaya katıldığınızda, bilinciniz karşı taraftan gelebilecek bilgilere karşı, bir boksörün ellerini yüzüne götürmesi gibi gardını alır ve bilgileri çok ince eleyip, çok az bilgiyi kabul eder. Bunun nedeni kendini koruma içgüdüsüdür. Eğer fikirlerimiz başkaları bir şeyler anlattığında hemen değişseydi o zaman tutarsız kişiler olurduk ve kişilik dediğimiz şey kalmazdı. Onun için bilincimiz bu bilgileri almadan önce dikkatlice süzgeçten geçirir ve bazılarını kabul eder.

Einstein, Önyargıları yok etmek, atom çekirdeğini parçalamaktan daha zordur.’ demiştir. Aslında önyargı bilincin savunma amaçlı aldığı bir garddır. Onun için ikna amaçlı tüm konuşmacılar, bu tekniği çok iyi seviyeye getirmek zorundadır. Yoksa bütün

konuşmalarınız, bütün zamanlarınız boşa gider ve bir süre sonra insanları suçlamaya başlarsınız, halbuki iyi bir iletişimci hatayı her zaman kendinde arar.

Bu teknik konuşmanın başında yapılmalıdır, Hipno-nlp çalışmalarımızda bu tekniğin sözlü ve sözsüz (verbal – non-verbal) kısımlarını öğretiyoruz, bu bir yazı olduğu için sadece sözlü kısımlarına yoğunlaşabiliriz. Bir iletişimin en önemli kısmı başlangıcıdır, kişilerin bilinçaltı hemen sizin hakkınızda bir karar verir ve bunu bilince yollar ve bu dışarıya, ‘Bu adam bana itici geldi, bu adamdan elektrik alamadım, içimden bir ses bu adamla iş yapma diyor.’ gibi ifadelerle çıkar. Onun için Pacing and Leading bir iletişimci için mutlak surette kullanılması gereken bir tekniktir.

R. Tayyip Erdoğan’ın giriş konuşmalarının çok iyi hazırlandığı, tüm ayrıntılara dikkat edildiği çok belli oluyor. Şimdi Pacing and Leading sistemi açısında inceleyelim

 

10 Haziran 2011 / Erzurum Mitingi – Giriş Konuşması (akparti.org sitesinden alınmıştır.)

Yiğit, mert kardeşlerimi tekrar, yani Dadaşları gönülden selamlıyorum. Hele Dadaş eyi misen hoş musan?

Buradan bu coşkulu meydandan, bu muhteşem meydandan Aşkale’yi selamlıyorum, Aziziye’yi selamlıyorum, Çat’ı, Hınıs’ı, Horasan’ı, İspir’i, Karaçoban’ı selamlıyorum. Karayazı’ya, Köprüköy’e, Narman’a, Oltu’ya, Olur’a selamlarımı, sevgilerimi yolluyorum. Palandöken’e, Pasinler’e, Pazaryolu’na, Şenkaya’ya, Tekman’a, Tortum’a, Uzundere’ye, Yakutiye’ye oralardaki tüm kardeşlerime, tüm Dadaşlarıma selam gönderiyorum.

 

Tayyip Erdoğan ilk önce Erzurum’luları kendi şiveleri ile selamlıyor, sonra Erzurum’un ilçelerini birbir sayıyor. Bu insanlarda şöyle bir izlenim bırakıyor; Başbakan bizi gerçekten tanıyor, her Erzurumlu dahi tüm ilçeleri sayamazken o, tüm ilçeleri biliyor. O bizden biri.’ Giriş konuşmasına devam edelim;

 

Erzurum, kilidi mülki İslam’ın, Mevla’ya emanet olsun Erzurum. Erzurum, derbendi ehli imanın, Mevla’ya emanet olsun Erzurum.

Erzurum’da bir kez daha Alvarlı Efe Hazretlerini, İbrahim Hakkı Hazretlerini, Solakzade Hazretlerini, Şükrü Paşayı, Hacı Salih Efendi Hazretlerini, Nene Hatun’u rahmetle, minnetle anıyorum. Kafkas cephesinin, Doğu cephesinin, Sarıkamış’ın tüm gazi ve şehitlerine, Erzurum’un efsanevi kumandanı Kazım Karabekir’e buradan bir kez daha rahmet niyaz ediyorum. Tüm şehitlerimizi ruhu şad olsun, mekanları cennet olsun.

 

Burada da milli ve dini duygularla bağlantı kurup, buradaki dini ve milli şahsiyetleri tanıdığını izleyenlere hissettiriyor. Bu hem mükemmel bir giriş konuşması hem de pacing yani uyumun harika bir örneği. Bu tarz bir giriş insanların bilinç gardlarını indirmelerini ve karşı tarafı bizden biri gibi görmelerini sağlıyor. Mesela 20-30 kişilik bir eğitimde tanışma faslından hemen sonra memleketleri aynı olan insanlar arasında kaynaşma olduğunu her ortamda gözlemlemişsinizdir, halbuki sen Bursa’lı olsan ne olur? Bursa’da 2 milyon insan yaşıyor. ama bilincimiz öyle çalışmıyor. Eğer farklı bir şehirdeysek bizim şehrimizde yaşayan birisi ile karşılaştığımızda hemen güven hissediyor. Tayyip Erdoğan 81 ilde de bunu yapıyor.

R. Tayyip Erdoğan uyumu sadece Milli Değerlere göre yapmıyor, eğer yakınlarda o şehirle ilgili bir gelişme varsa hemen o da belirtiliyor. Mesela futbolla çok ilgili Samsun halkı, Samsunspor’un 1. Lige yükselmesini kutlarken R. Tayyip Erdoğan giriş konuşmasında uyumu oradan yakalıyor.

 

3 Haziran 2011 / Samsun Mitingi – Giriş Konuşması

Bafra’ya, Canik’e, Çarşamba’ya, Havza’ya, İlkadım’a, Kavak’a, Ladik’e, Salıpazarı’na, Tekkeköy’e, Terme’ye, Vezirköprü’ye, Yakakent’e oralarda yaşayan tüm kardeşlerime selamlarımı, sevgilerimi, saygılarımı yolluyorum. Bugün başlayan mübarek 3 ayların Samsunlu tüm kardeşlerime, aziz milletimize ve İslam alemine mübarek, hayırlı olmasını diliyorum. Konuşmamın hemen başında Süper Lig’e yükselen Samsunspor’u, kırmızı şimşekleri yürekten kutluyorum. Samsunspor camiasına, yönetimine, teknik kadrosuna, tüm futbolcularına Süper Lig’de başarılar diliyorum. Süper Lig’e yükselen Samsunspor artık bir süper stadyumu da fazlasıyla hak ediyor. İnşallah Samsun’umuza 30 bin kişilik yeni bir stadyumu kazandırıyoruz. Stadyum Samsun, inşallah Samsunspor’un rakiplerini misafir edeceğiz Samsun’a yakışır bir stat için kolları sıvadık ve Belediyemizle birlikte şu anda plan çalışmalarını yapıyoruz. En kısa sürede bunu yapıp Samsun’a teslim edeceğiz. Şimdiden hayırlı olsun diyorum. Tabi yetmez, Samsun’un güzel bir kapalı salonu yok. Samsun’u bir spor şehri yapmak için bu altyapı noktasında 7 bin 500 kişilik bir de spor salonunu inşa ediyoruz. Bu salonun yapımına başlandı. Bu salon da tamamlandığında artık Samsun aynı zamanda bir spor şehri olarak da Türkiye’de de, dünyada da yerini alacak. Uluslararası birçok organizasyonlara da inşallah Samsun’umuzda ev sahipliği yapabileceğiz.

 

Hangi işi yaparsanız yapın, bu tekniklerde ustalaşmadıkça istediğiniz başarıyı yakalamakta zorluk çekeceksiniz. Bazı insanlar bunu doğal olarak yaparken bazı insanların çalışarak kazanması gerekiyor. Hipno-nlp eğitimlerinde yaptığımız onlarca egzersiz ve verdiğimiz eğlenceli uygulamalarla bunları doğal bir şekilde kişilerin yapar hale gelmelerini istiyoruz.

Aynı zamanda uyumun içine kıyafet de girmektedir, işadamları ile yapılan toplantılara takım elbise kravat ile giden Tayyip Erdoğan mitinglerde halktan insanlar gibi giyinerek uyumu ilerletiyor.

Tabii ki bu anlattığımız 10-15 teknikten sadece biri, diğer yazılarda diğer teknikleri paylaşacağız.

Son olarak Bursa’da yaptığı giriş konuşmasının videosunu paylaşıyorum, bunu da siz deşifre edin artık :)

 

 

Siyasi Hipnoz ve Gizli Hipnoz

Yazar » , 17 Şubat 2012 17:54

Sizlerle bugün siyasi hipnoz üzerine konuşacağım.

Size bundan on yıl önce, Kenyalı, Müslüman ve zenci bir baba ile Hristiyan ve beyaz bir annenin oğlu, bir Endonezyalı tarafından büyütülmüş, göbek adı Hussein olan genç bir adam Amerika Birleşik Devletleri’nin en popüler başkanı olacak deselerdi ne düşünürdünüz?

Muhtemelen gülüp geçerdiniz.

Ancak bugün durum ortada. Nobel Barış Ödülü sahibi Barack Hussein Obama,  pek çok kişiye göre Amerika tarihinin en iyi görünen, en iyi konuşan, en iyi giyinen ve hepsinden önemlisi kendisine en güvenilen başkanı konumunda.

Peki Obama’yı bu kadar dezavantaja (Amerika’da dezavantaj olarak görünen özelliklere) rağmen, Başkan yapan özellikler neler?

En önemli özellik, Obama’nın iletişim sanatının ustası olması!

Bu konuda usta olan ve tüm teknikleri bilen bir kişi her zaman heryerde istediği başarıyı yakalar. Çünkü hayatta her şey iletişimle ilerliyor. Bize iletişimi öğretmiyorlar mı? Öğretiyorlar tabii ki ama bilinçle olan iletişimi öğretiyorlar. Çok az kişi bilinçaltı ile iletişimi biliyor ya da bilmesine rağmen çok az kişi bunun bu kadar etkili olduğuna inanıyor. Hipno-nlp seminerlerine gelenler her zaman ‘Tonalite ve Beden Dilinin etkili olduğunu biliyordum ama bu kadar değil! Bugün kesinlikle ikna oldum’ diyorlar. Eee ben de bunu tam olarak kavrayabilmeleri için bir gün içinde 50′ye yakın uygulamalı örnek veriyorum.

Bilincimiz zihnimizin küçük bir kısmını kontrol ediyor, buzdağı örneğindeki gibi görünen kısım bilinç, görünmeyen kısım ise bilinçaltı. Ama insanlar her zaman görünen kısma dikkat ettikleri için bilinçaltı iletişimin ne kadar önemli olduğunu gözden kaçırıyorlar.

 

Barack Obama daha Amerikan başkan adayı bile değilken, 19 milyon dolar gibi bir bağış toplayarak rekor kırmıştır, insanları ikna etmektesi ustası onu tüm rakipleri arasında en üst konuma getirmiştir. 19 milyon dolar o kadar yüksek bir para ki, ayda 5.000 TL alan bir müdür o parayı hiç harcamasa anca 300 yılda 19 milyon dolar biriktirebilir. Ama Obama daha adaylığı bile kesinleşmemişken insanları kazanacağına ikna etmiştir. Obama’nın beden dili, hipnoz ve nlp konusundasürekli yanında danışmanları olduğu artık bilinmektedir.

Şimdi sizlerle hep hipnozun ülkemizde bilinmeyen tekniklerini, hem de Obama’nın kullandığı hipnoz tekniklerini paylaşacağım, bu bir kaç yazı dizisinden oluşacak.

Özellikle ‘An Examination of Obama’s Use of Hidden Hypnosis Techniques in His Speech’ kitabından örnekler vereceğim, zira bu kitap (söylendiğine göre) birkaç psikolog, hipnoz ve nlp uzmanı tarafından Obama’nın konuşmaları deşifre edilerek yazlmış.

Barack Obama konuşmalarının içinde hem psikiyatr hem de psikolog olan Dr. Milton Erickson’ın ‘conversational’ (konuşarak) hipnoz yöntemlerini kullanmıştır. Bu yöntem normal bir konuşmanın içinde bazı teknikler kullanılarak karşı tarafa bilgi aktarımını sağlamaktadır,

Ben de Hipno-nlp eğitiminde bunlardan nasıl korunabileceğimizi ve kullanış biçimlerini öğretiyorum, bu teknikler nelermiş inceleyelim;

 

- Trance Inductions (Trans İndüksiyonları)

Bunlar karşı taraftaki kişiyi transa ve hipnoza almak için kullanılan teknikleri içeriyor.

 

- Hipnotik Çapa (Hypnotic Anchoring)

Kökeni Ivan Pavlov’a dayanan bu teknik, geliştirilen yeni yöntemlerle çok etkin bir şekilde kullanılabiliyor. Bir söz ve görüntü zihninizde çapalanıyor ve artık sadece o sesi duymak ve görmek sizi harekete geçiriyor.

 

- Pacing and Leading (Uyum ve Yönlendirme)

Kişilerle sözlü ve sözsüz uyum kurulduğunda bilinç sorgulama mekanizmasını askıya alıyor. Bunu Türkiye’de 2002′den beri çok iyi yapan iki siyasetçi gördüm, biri Recep Tayyip Erdoğan, diğeri Süleyman Soylu.

 

- Pacing, Distraction and Utilization (Uyum, Bilinci başka tarafa yönlendirme ve bu boşluktan yararlanma)

Bu yöntemde zihin yine sizin tarafınızdan yönlendirilen başka bir şeyle meşgul olmakta ama gelen bilgileri de depolamakta ve kabul etmektedir.

 

- Critical Factor Bypass (Kritik Faktörün Bypass edilmesi)

Zihnin kritik etme yeteneği zayıflatılarak gelen bilgilerin daha kolay kabul edilmesi anlamına geliyor.

 

- Stacking Language Patterns (Üstüstü binen dil kalıpları)

Cümleleri ve, iken, aynı zamanda, çünkü gibi bağlaçlarla uzatıp takip mekanizmasının kırılması metodunu içermektedir.

 

- Preprogrammed Response Adaptation (Önceden Programlanmış Tepki Uyumlaması / Önprogramlı Adaptasyonu Sağlayan Tekrarlama) 

Response kelimesinin bir anlamı da Liderin söylediklerinin izleyiciler tarafından tekrar edilmesi olarak da çevrilmektedir, burada da yöntemlerden biri budur, bu yapıldığı takdirde işin içine bir de tutarlılık yasası girmektedir.

 

- Linking Statements / Causality Bridges (Bağlayıcı Cümleler / Neden Sonuç Köprüleri)

Mesela; ‘Bu yazıyı sevdiniz çünkü …….. ……. … ‘ Çünküden sonra gelen kelimeleri beyin otomatik olarak mantıklı olarak kabul etmektedir. Bu konuyu deneylerle uygulayan Psikolog Dr. Robert Cialdini aynı zamanda Türkçe’ye çevrilen İknanın Psikoloji kitabında da bu olguyu anlatmaktadır.

- Secondary Hidden Meanings / Imbedded Suggestion (İkincil Gizli Anlamlar / Gömülü Telkinler)

Çift anlamlı sözcüklerin, hipnotik etkilerle kullanılması metodunu içerir.

 

Tüm bunlara ek olarak Hipno-nlp çalışmasında, Bir Anı Anlatmak, Benzer Danışan Hikayesi, 4 Doğrulanabilir 1 Olmasını İstediğin Bilgi, Antropomorfik Metaforlar tekniklerini de öğretiyoruz.

Yöntemlerin ayrıntılı açıklamaları bir sonraki yazımızda anlatacağım.

Hitler ve Obama Hipnoz mu kullanıyordu?

Yazar » , 25 Ocak 2012 17:43

 

Devamı için aşağıdaki yazılardan birini okuyabilirsiniz:

 

1) Tayyip Erdoğan ve Hipnoz http://hakanmenguc.org/recep-tayyip-erdogan-nlp-ve-hipnoz/

2) Siyasi Hipnoz Teknikleri http://hakanmenguc.org/siyasi-hipnoz/

Başarının Sırrı

Yazar » , 23 Ocak 2012 09:19

Facebook’tan bana bir soru gelmiş;
Hakan bey size göre başarının sırrı nedir?

Hem bu soruyu cevaplamak istedim, hem de çok beğendiğim bir videoyu sizlerle paylaşmak istedim.
Bana göre başarı 4 aşamayı doğru yapmakla gerçekleşir.

1) Seni Heyecanlandıran İşi Yap

Başarı için çok çalışmak gerekir ama çok çalışmak zorlama ile olmaz. İşkenceler bile, siz o işi yapmayı sevmiyorsanız size o işi yaptıramaz. Ama o iş sizi heyecanlandırıyorsa ve işe tutku duyuyorsanız zaten saatlerce çalışırsınız ve zamanın nasıl geçtiğinin farkında bile olmazsınız. Onun için doğru nokta sizi heyecanlandıran şeyi yapmak ve o heyecanı hep korumak. Ben ilk Ney enstrumanını öğrenmeye başladığımda gerçekten tutku duyuyordum ve günde 8 saat çalışıyordum, şimdi asla o kadar saat çalışamam :)

2) Heyecanını Her Zaman Koru ve Eylem Adamı Ol

Eylem adamı olmak gerekiyor, az konuşup çok iş yapmak gerekiyor ve en önemlisi, zor zamanlar yaşayacaksınız, o durumlarda dahi heyecanınızı korumanız gerekiyor. İşte bunu yapabildiğiniz takdirde başarı size mutlaka gelecektir.

3) Başarısızlık Yoktur Öğretmenin Vardır.

Her başarısızlık sana bir şey öğreten öğretmendir. Onu başarısızlık yerine size bir şey öğretmek için gelen öğretmen olarak görme bakış açısını zihinlerimize şartlamalıyız.

4) Asla Vazgeçme

İlk başlarda sürekli, ‘Yanlış yolda mıyım?’ sorusu zihninize gelecektir. Hatta bazen bir çok deneme yapacaksınız ve istediğiniz sonucu alamayacaksınız. İşte bu durumlarda insanların %80′i elenir, dayanıklı olanlar devam eder.

Aşağıdaki konuşma size daha çok şeyi anlatabilir… :)

Hakan Mengüç Videolar

Yazar » , 19 Ocak 2012 09:15

Cine5′te yaptığım Manipülatör programından kısa görüntüler, Okan Bayülgen bayağı reklamımı yaptı sağolsun :)


 

 

Duyularımızla ilgili bir test, gözlerimize güvenmek ne kadar doğru?

 

 

 

Bir insan trende ineceği durağı unutabilir mi? Neden olmasın? :)


 

 

Üniversite seminerlerimden görüntü…

 

 

 

Hipnoz kişinin uyuması, gözlerini kapatması vb. şey değildir, insanlar gözleri açık da hipnoz olabilir. Peki çok zor bir fenomeni gözleri açık gerçekleştirebilir miyiz?

 

 

 

İnteraktif bir zihin oyunu

 

 

 

 

İskambil kartlarıyla aram hiç iyi olmadı, hatta şimdi dahi karıştırmasını bile bilmem. Fakat insanlar kartlarla haşir naşir olduğu için ve bir çok kombinasyona müsait olduğu için ben de bir yönlendirmeye dayalı oyun yaptım.

 

 

 

 

Ortaköy’de kitaplarla ilgili yaptığım yönlendirmeye dayalı bir çalışma…

 

 

HİPNOZ EĞİTİMLERİ VE HİPNO-NLP SİSTEMİ İLE BİLGİ ALMAK İÇİN TIKLAYIN

Etkili Konuşmanın Kuralları Üzerine

Yazar » , 17 Ocak 2012 09:20

Konuşmanın Amacını Bilmek

Hepiniz mutlaka zorunlu veya kendi isteğinizle bir çok konuşmaya katılmışsınızdır. Bazı konuşmalarda çok eğlenmiş, bazı konuşmalarda da Çin işkencesine maruz kalmışsınızdır. Doğru mu?

Peki aradaki fark nedir? Aradaki fark muhtemelen şuydu, sizi eğlendiren, ikna eden ve etkileyen konuşmalarda, konuşmacı konuşmasının amacını biliyordu, bunun için iyi hazırlandı, iyi hazırlandığı için iyi sundu, iyi sununca da insanlar etkilendi.

Kötü konuşmacılar da büyük ihtimalle yeterince hazırlık yapmadan oraya çıktılar, hep kendi kelime jargonları ve teknik terimlerle konuştular. Muhtemelen daha kendi konuşmalarının amacının bile farkında değildiler.

Eğer bir konuşma yapacaksanız bunun bir sebebi olur, bu sebebi bilmek ve buna göre hazırlanmak usta bir konuşmacı olmanın ilk vasıflarındandır. Genel itibari ile konuşmacı fark etsin ya da etmesin bir konuşmanın dört amacı olur.

1) Bir Şeyi Açıklamak

Buna verilebilecek en basit örnek Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçektir, çıkar bir açıklama yapar, bilgilendirir ve sahneden iner.

Yakın bir zamanda Topluluk Önünde Konuşma kursuma katılan bir beyfendi bize “İnsanın Biyolojik Saati” ile ilgili 6 dakikalık bir konuşma yaptı ve amacı bir şeyi açıklamaktı, çok da başarılı oldu.

2) Etkilemek ve İkna Etmek

Etkilemek ve ikna etmek aslında her konuşmacının istediği bir şeydir, ama acaba konuşmanızın asıl amacı bu mu? Reklamcıların her daim yaptığı budur, bize o malı almaya ikna ederler. Ya da sahnede ürününüzü tanıtıyorsanız, bunun amacı insanları ürününüzün kaliteli olduğuna ikna etmek olabilir. Veya benimsediğiniz bir inancı, fikri ya da ideolojiyi anlatırsınız ve amacınız onları kendi fikrinize ikna etmektir.

3) Eyleme Geçirmek

Konuşmanızın amacı eyleme geçirmek mi? Genellikle dünyanın kaderini etkileyen konuşmaların hepsi eyleme geçirmek amacını taşımıştı. Atatürk’ün yaptığı konuşmalar da bunun içindi, Abraham Lincoln’ün yaptığı konuşmalar da bunun içindi, Hitler’in yaptığı konuşmalarda bunun içindi… Martin Luther King’in ‘Bir Hayalim var’ konuşması da bunun içindi. Eyleme geçirmek… Siyasilerin konuşmalarının çoğu eyleme geçirmek içindir.

Genelde ikinci madde ile üçüncü madde karıştırılıyor, hemen bir örnekle bunu açıklayayım.
Bir Magnum reklamını ele alalım, amacı sizi etkilemek ve ikna etmektir. Eyleme geçirmek değil. Bunun sonucunda planladıkları eyleme geçirmektir ama bazı nedenlerden dolayı ilk amaçları eyleme geçirmek değildir. Bunun nedenini başka bir yazıda anlatacağım.
Bir Carrefour reklamının amacı ise direk eyleme geçirmektir. Reklam çıkar, ‘Bu haftasonu x ürün Carrefour’da sadece 15 TL’ der ve reklam biter. Burada eyleme geçirici etken kendileri açısından fiyattır.

4) Eğlendirmek

Cem Yılmaz buna en iyi örnektir, çıkar insanları güldürür ve sahneden iner. Stand-up şovları, İlizyon – Sihir Gösterileri vb. diğer gösteriler eğlendirme ve hoşça vakit geçirtme amacı taşırlar. Bu tür amacı olan konuşmalar çok risklidir onun için zaten en çok hazırlık yapan konuşmacılarda bu konuşmacılardır. Çünkü sahnede bir espriye ya gülerler ya da gıcık olurlar, iki tarafı keskin bıçak. Ya da bir sihirbaz, sahnede numarasını yapamaz ve insanlar da bunu anlarsa çok kötü duruma düşer. Onun için en çok pratik yapan konuşmacı grubu bu gruptur.

-

Konuşmalarınız her dört amacı birden de taşıyabilir ama birisi her zaman daha baskındır.

Neden konuşmamızın amacını bilmeliyiz? Eğer konuşmanızın amacını bilirseniz hazırlanırken çok daha rahat hazırlanırsınız. Mesela diyelim ki konuşmanızın amacı etkilemek ve ikna etmek, o zaman her an kendinize şu soruyu sorabilirsiniz, ‘Bu cümle konuşmama hizmet ediyor mu?, İnsanları etkileyecek bir cümle mi? Ben olsam ikna olur muydum?’ vs.

Konuşmanızın amacını bilmek işinizi kolaylaştırır ve sizi rahatlatır.
Lütfen başkalarının düştüğü hataya siz de düşmeyin, liderliğin en büyük vasfı harika bir konuşmacı olmaktır.
İyi bir konuşmacı olmanın en önemli kurallarından biri de konuşmanızın her ayrıntısını daha önceden planlamak ve bol bol pratik yapmaktır.

Birgün bir yerde sizi konuşma yaparken dinleyebilmem umuduyla,
Okuduğunuz ve bireysel gelişiminize önem verdiğiniz için teşekkürler…

Hakan Mengüç

Ateş Üstünde Yürüme Nasıl Yapılıyor?

Yazar » , 15 Ocak 2012 13:13

 

Uyarı: Bu yazı sadece bilgi amaçlıdır.

Sadece F.I.R.E (Ateşte Yürüme Araştırma ve Eğitim Enstitüsü)’ın yetkili öğretmenleri veya bu konuda uzman olan kişiler ile birlikte bu çalışmayı deneyin.

Ateşte yürüme ritüeli binlerce yıldır dünyanın her yerinde sayısız kültür tarafından gerçekleştirilmiştir. İlk yazılı kayıt 3000 yıllık bir Hindu hikayesinde yer almaktadır ve Hawai’deki Kahunalar’ın da lav kitleleri üzerinde yürüdüklerine dair bilgiler bulunmaktadır.  Günümüzde her yıl binlerce  kişi herhangi bir zarar görmeden ateş üzerinde yürümektedir.

Ateş üzerinde yürümenin amacı daha önce yapamayacağımız bir şeyi yaparak (Bize imkansız gözüken bir şeyi yaparak) sınırlarımıza ve mevcut inançlarımıza meydan okumaktır.

Ben de bir çok kez ateşte yürüme çalışmasını yaptırdım ve kimse asla zarar görmedi. Ama şu sorular bana hep soruldu;

Nasıl oluyorda ayağımız yanmıyor?

Peki elimiz ila ateş parçalarını alsak yine yanmaz mı?

Bu ve buna benzer sorulara cevap olabilecek bilgileri aşağıda paylaşıyorum.

1. En önemli etken kömürlerin ısıyı iletebilme becerileridir. Bir maddenin sıcak olması ona temas edildiğinde o kişi yakacağı anlamına gelmez. Bu, maddenin iletkenliğine yani kendisinden başka bir cisme ısı transferi becerisine bağlıdır. Uzay mekiğinden kullanılan 32.000 adet ısı döşemesi o kadar az ısı iletimi sağlar ki kıpkırmızı parlamalarına rağmen yine de dokunalabilecek kadar güvenlidirler. Ateş üzerinde yürüyenler ısı gerçigenliği çok az olan kuru odun kömürü kullanırlar. Diğer taraftan metal çok iyi bir iletkendir. Metal bir levha odun kömürü ile aynı ısıya getirilirsen metaldan gelen ısı ayaklarınıza yüksek oranda iletileceğinden bunun üzerinde yürümeye çalışan biri kişi ciddi yanıklara maruz kalabilir.

2. Kömürler aynı boyutlarda değildir, dolayısyla ayağın kömürlerle temas eden bölümü küçüktür.

3. Ateş üzerinde yürüyenler oldukları yerde durmazlar; her bir ayağın kömür üzerinde bir saniyeden daha az kalması için hiç durmadan yürürler. Her ayağın tekrar kömüre basmandan önce havada kaldığı süre boyunca soğumaya zamanı vardır.

4. Kan, ısıyı ayak tabanlarından uzağa iletir.

5. Soğuk ayaklar sıcak kömürlere temas ettiğinde kömür ile ayak tabanı arasında koruyucu bir buhar tabakası oluşturmak için ayak tabanlarındaki vücut nemi buharlaşır.

 

Tüm bu bilimsel açıklamalara rağmen ateşte yürüyüp ayağını yakan bir çok insan olmuştur bunun nedeni bunu korku içinde denemeleridir.

Bedenimiz çoşkulu, tutkulu anlarda adrenalin salgılar ve bu durumda çok daha güçlü bir halde oluruz. Hatırlayın, yorgunken kolunuz sandalyeye çarpsa çok acır ama sinirliyken duvara yumruk atarız hissetmeyiz.

Dediğim gibi bu bölüm bilgi amaçlıdır,

Kesinlikle denemeyiniz .)

ve şunu da unutmayınız, ateşte yürümek sadece korkularımza bir meydan okumadır…

Bu yazı için faydalandığım kaynaklar: www.firewalking.com, Micheal Powel

Zihin Okuma Diye Bir Şey Var mı?

Yazar » , 13 Ocak 2012 09:58

Zihin okuma diye bir şey yoktur. Zihni yönlendirme vardır.

Tabii burada sezgileri yok sayamayız, birbirine yakın olan kişiler (ör. aile, yakın arkadaş) çoğu zaman yakınlarının zihinlerindeki sezerler, hissederler.

Fakat sahnede, ya da televizyonda zihin okuma diye yapılan şey çoğu zaman yönlendirmedir.

Mesela aşağıdaki video Cihan ile yaptığımız Cine5′deki Manipülatör programından alınma, Cihan burada herhangi bir sembol düşünmeni istiyorum derken eliyle üçgen işaretini yapıyor. Diğerlerini de açıklıyor zaten izleyeylim.

Ben aşağıdaki videoda sizi aslında yönlendiriyorum.

Ve Cihan nasıl oldu da Kırmızı Elma ve 13 diyeceğini bildi? İzleyelim.

Duyularınızı Test Edin

Yazar » , 11 Ocak 2012 09:58

Beynimizin %30′luk bir kısmı görme duyumuza ayrılmıştır.

Onun için vücudumuz görme duyusuna mı yoksa diğer duyulara mı güveneceği konusunda bir seçim yapması gerektiğinde, görme duyusuna güvenmeyi seçer.

 

 

Hipno-nlp sistemi yurtdışından talep edenler ve temsilci olmak isteyenlerle 13 ülkede faaliyete başladı.

Hipno-nlp sistemini incelemek isterseniz BURAYA tıklayın.

 

 

 

Pişmanlık Üzerine

Yazar » , 10 Ocak 2012 15:15

Hepimizin geçmişe dönüp baktığında pişman olduğu şeyler vardır hatta bazılarının bu pişmanlıklar yakasını bırakmaz.

Olaylara biraz farklı bakabilmemiz açısından sizlerle pişmanlık psikolojisini anlatan bir video paylaşmak istedim.

Benim de Sosyal Fobim Vardı

Yazar » , 08 Ocak 2012 15:41


Küçüklüğümden beri insanoğlunun gizemlerine ilgim vardı. Öyle ki 17 yaşındayken komşularımızın evinde hipnoz gösterisi düzenliyordum. Müzisyen olmam, beni uluslararası festivallerde çok ilginç insan ve kültürlerle tanıştırdı ve bu konulara ilgimi daha da arttırdı.

Üniversitede Diksiyon dersimiz vardı, hoca herkese bir ödev vermişti, benim ödevim de ‘Kara Duvar’ adlı hikayeyi diksiyon kurallarına uygun bir şekilde anlatmaktı. Hazırlandım ve kürsüye çıktım.. o anda başım dönmeye, vücudum terlemeye ve nefesim kesilmeye başladı.. dizlerim titriyordu.. bayılacağımı düşündüm ve aslında sadece 30 kişinin önündeydim.. o gün yaşananlar beni o kadar etkiledi ki, o günden sonra hızlı bir şekilde sosyalleşme ve özgüven sorunumu yenme üzerine çalıştım. Tiyatroya yazıldım, hatta bir süre sonra Bursa Tiyatro Atölyesini kurduk, NLP eğitimlerine katıldım… ve Anthony Robbins ile tanışmak hayatımda bir atlama taşı oldu.. hayatımın bir çok yönünde Anthony Robbins’i modelledim.. bir gün beni Roma’dan aradılar ve Anthony Robbins’in Türkiye temsilcisi olmamı istediler..

Onun dışında yaratıcı drama, etkili konuşma ve gelişim konusunda yüze yakın eğitime katıldım.. üniversitedeki 35 kişinin önünde tir tir titreyen ben 2 yıl sonra Çanakkale 18 Mart Üniversitesinde 650 kişiye yaptığım konuşmada inanılmaz rahattım ve yaptığım seminerle salondan epey alkış aldım.

Şimdi Hipno-nlp adında kendi oluşturduğum sistemin eğitimlerini veriyorum. Hipno-nlp ile ilgili ayrıntılara buradan bakabilirsiniz. Bu güne kadar Doktor grupları, subaylar, emniyet mensupları dahil bir çok meslek grubuna çalışmalar yaptım ve çalışma yaptığım gruplardan da çok şeyler öğrendim. Bugüne kadar yaptığım çalışmalardan aldığım geribildirimlere dayanarak hızlı ve kalıcı değişim sağlayan teknikler öğretiyorum diyebilirim. Ben değişimin zor olduğuna inanmıyorum, değişim kolaydır sadece doğru yöntemi, doğru anahtarı bulmak zordur ve ben doğru anahtarı sunduğuma inanıyorum.

Benim hikayem makine tamircisinin hikayesine benzetilebilir; Bir fabrikada en önemli makinalardan biri bozuluyor ve bu konuda uzman bir tamirci çağırılıyor. Tamirci geliyor, makineyi inceliyor ve bir çekiç çıkararak makinanın bir yerine vuruyor. Sonra makina çalışmaya başlıyor. Çok sevinen fabrika sahibi ne kadar ücret ödemesi gerektiğini soruyor, tamirci de 1.000 dolar diyor, Fabrika sahibi, ‘Sen sadece çekiçle vurdun, bu nasıl 1.000 dolar edebilir ki?’ diyor. Tamirci, fabrika sahibine bakarak şöyle diyor; ‘Çekiçle vurmak 1 dolar, nereye vuracağını bilmek 999 dolar.’

Nereye vuracağını bilmek, yaşanmışlık, deneyim ve uygulama gerektiriyor. BİLGİ DEĞİL. Bilgi uygulamaya dökülmedikçe hiç bir işe yaramaz. Üniversitede teorik bilgi öğrenirsiniz ama iş hayatında bu bilgilerin %90′ı işe yaramaz. Çünkü gerçek öğrenme uygulama ile olur. Bilgi uygulama ile öğrenilebilir ama uygulama bilgi ile öğrenilmez…

O günlerde hayat hakkında bir metafor belirlemiştim, bunu sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Evrenimizde 100 milyar galaksi var, bu galaksilerden sadece 1 tanesi Samanyolu galaksisi yani bizim galaksimiz. Samanyolu galaksisinde 100 milyar yıldız var ve bu yıldızlardan sadece biri Güneş… Güneş’in 8 gezegeni var bunlardan birisi bizim Dünyamız. Dünyanın yaşı 4.5 milyar ve bize ortalama sadece 100 yıllık bir zaman verilmiş. Bu yüzyıllık zamanda sevmediğimiz bir işte, sevmediğimiz bir şekilde yaşayabilir ya da ‘Benim sadece 100 yılım var ve benim bu yüzyılı kendi istediğim gibi yaşayıp, hayallerimin peşinden koşarak geçireceğim.’ deyip kendi hayatımızı yaşayabiliriz. (Aşağıdaki videoyu mutlaka izleyin.)

İşte ben bunu dedim ve kendi hayallerimin peşinden koştum, şimdi de insanlara kendi hayallerinin peşinden koşmasına ve o koşuda önlerine takılan engelleri aşmalarında yardım ediyorum. Bu benim yaşama biçimim. Paul Auster’ın dediği gibi; Hayallerinin peşinden koş, bir gün mutlaka yorulacaklardır.


Related Posts with Thumbnails

Panorama Theme by Themocracy